'Erotizm değil, ete olan aşkım' Nusret'ten bomba direktifler
#SaltBea hareketiyle dünya çapında şöhrete kavuşan Nusret, ünlü gazeteci Ayşe Arman’a konuştu!

Seni kadınsı bulanlar da var. Saçıyla başıyla, kıyafetiyle artı ilgili, pozitif rahat diyenler…
– Ben pak bir adamım, üstüme başıma da itina gösteririm, çünkü hizmet sektöründe çalışıyorum, müşterime saygımdan. Kimsenin gösterme açısını değiştirme gibi bir şansım olmadığımı öğrendim. Ne istiyorlarsa düşünmekte serbestler.

Johnny Depp’cilt ilham alıyor musun?
– Yok, ben Al Pacino ve Marlon Brando’cuyum. İkisinin de hastasıyım.

40305_25.jpg

Nusret, tüm dünya seni konuşuyor. Ne diyorsun?
– “Allah” diyorum, ne diyeyim…

Nasıl açıklıyorsun bu durumu?
– Valla, açıklayamıyorum. Instagram’a bir video koyuyorum, 7 milyon birey izliyor. 2 milyon takipçiye ulaştım, düşün. Yolda yürüyemez oldum, herkes benimle selfie çektiriyor. Anneler, “Oğlum mutfağa giriyor, bonfile yapıyor, sizin gibi tuzluyor ve videosunu çekip YouTube’a yüklüyor” diyor. Dünyanın en çok izlenen talk show’larında benden bahsediliyor.

40305_1.jpg

Davet aldın mı?
– Almaz mıyım? Hepsinden! Dil sorunum olmasa, çıkacağım. Reklam teklifleri yağıyor. Avustralya’da duvar resimlerim yapılıyor. Hazır, benim de hedeflerim vardı. İlk işe başladığımda, “Türkiye’nin en iyisi olmaya çalışacağım!” diyordum. Dubai’yi açtıktan daha sonra, “Ortadoğu’nun en iyisi!” dedim. Lakin bu kadarını ben bile hayal edememiştim!

Yeni hedeflerin?
– Avrupa’nın hatta dünyanın en iyisi olmak diye bir şart var bundan böyle! Bir buçuk avuç içi kadar Doha’da, daha sonra sırasıyla Londra ve New York’ta restoran açacağız. Çalışmaya devam. Çünkü benim başlıca işim şov yok, et. Ette iyi olduğum için tüm bunlar oluyor. Lakin sadece işimi iyi yapmam da yeterli değil. Artık o kadar bir dünyada yaşıyoruz oysa, yaptığın işin bir hikâyesi olması gerekiyor. O hikâyeyi satman gerekiyor, insanları büyülemen, ilgilerini çekmen gerekiyor. Hepimizin kendimizden bir marka yaratmamız gerekiyor. Yoksa kimseye ekmek değil! İnanılmaz bir rekabet var, sıyrılmanın yolunu bulacaksın.

40305_2.jpg

Davet aldın mı?
– Almaz mıyım? Hepsinden! Dil sorunum olmasa, çıkacağım. Reklam teklifleri yağıyor. Avustralya’da duvar resimlerim yapılıyor. Tamamlanmış, benim de hedeflerim vardı. İlk işe başladığımda, “Türkiye’nin en iyisi olmaya çalışacağım!” diyordum. Dubai’yi açtıktan sonradan, “Ortadoğu’nun en iyisi!” dedim. Fakat bu kadarını ben bile düş edememiştim!

Yeni hedeflerin?
– Avrupa’nın hatta dünyanın en iyisi edinmek diye bir koşul var artık! Bir buçuk aya kadar Doha’da, sonradan sırasıyla Londra ve New York’ta lokanta açacağız. Çalışmaya devam. Çünkü benim başlıca işim şov değil, et. Ette iyi olduğum için tüm bunlar oluyor. Lakin yalnızca işimi iyi yapmam da yeterli değil. Bundan Böyle böylece bir dünyada yaşıyoruz ama, yaptığın işin bir hikâyesi olması gerekiyor. O hikâyeyi satman gerekiyor, insanları büyülemen, ilgilerini çekmen gerekiyor. Hepimizin kendimizden bir marka yaratmamız gerekiyor. Yoksa kimseye ekmek yok! İnanılmaz bir rekabet var, sıyrılmanın yolunu bulacaksın.

40305_3.jpg

Kim ne derse desin, seninki bir başarı öyküsü. Peki sence, niçin sosyal medyada bir mesajın milyonlarca paylaşılıyor? Neden milyonlarca insan seni takip ediyor?
– Çünkü yapılmamış bir şeyler gösteriyorum. Orada, etle birtakım numaralar çeken bir adam görüyorlar. Lakin el becerilerimi filan da görüyorlar. üstelik role giriyorum, karizmatik havalar basıyorum, kendimle dalga geçiyorum. E, hoşlarına gidiyor. Ayrım yaratıyorum yani. Ahali, zaten oyalanacak bir şey arıyor, “Dur bakayım Nusret ne paylaşmış, azıcık gülelim!” diyor.

Seninle dalga geçilmesi, ti’ye alınman canını sıkmıyor mu?
– Yok canım. Ben de kendimi ti’ye alıyorum. Ne var bunda? Dünyadaki böylece çok insan da kendisiyle dalga geçiyor. Bizim ülkemiz kasıntı batmış. Sosyal medyanın bu değin ciddiye alınacak bir tarafı yok.

40305_4.jpg

Bir sosyal medya ekibin mi var? O videoları kim çekiyor?
– (Gülüyor) O anda bizim garsonlardan hangisi boştaysa, o çekiyor. Fikri buluyorum, birinin eline telefonu veriyorum, çekiyor. Benim menajerim değil, PR’ımı yapan yok, us danıştığım biri yok, her bi haltı kendim yapıyorum.

40305_5.jpg

Bu geldiğin noktayı nasıl değerlendiriyorsun?
– “Nusret” deyince, “Türkiye” diyorlar. Bu hoşuma gidiyor. Bir Türk kasabı olarak, sunduğum etle, bir dünya markası edinmek istiyorum. Önceden millet, “Ben kasabım!” demeye utanırlardı. Şu Anda cümbür cemaat kasap edinmek istiyor. Bu da hoşuma gidiyor. Ben garsonlarıma diyorum ki, “Sizden ilk temennim, işinizi iyi yapmanız, yapmanız! Bu, olmazsa olmaz! Ama sonra şu: Bayağı olmayın. Hepiniz, birbirinizden ayrı olun. Kendinizden karakterler yaratın. Tertemiz olun fakat isterseniz saçınızı uzatın, küpe takın, acayip bıyık bırakın. Bir tarzınız olsun!” Bizim ekip böyle…

40305_6.jpg

Aslında sektöre büyük bir faydan var…
– Sadece sektöre değil, bence turizme de var. İnsanlar İstanbul’a geldiğinde, uçaktan inip daha bagajlarını otele bırakmadan Nusret’e geliyorlar. Böyle söyleyince de, “Amma çokbilmiş adam, kendini övüyor!” diyorlar. Ukalalık ya da gurur değil, gerçeği söylüyorum. Dubai’ye açtık örneğin, Araplar ölse ayakta beklemez. Bir ay sonraya rezervasyon vereceksin, “Hazır” diyecekler. Demezler! Ama burada da böyle bir durumumuz var. Rezervasyon yaptırmalarına karşın gelip, bir saat de bekliyorlar. Fakat biliyorlar ki değecek.

40305_7.jpg

13-14 yaşında yola çıkarken neyine güvendin abi!
– Ben meslek şişirmem abla! Bu işe başladığımda, temizliği bile bambaşka yapıyordum. Yerleri bile diğer türlü süpürür, silerdim…

Peki kendine koyduğun niyet neydi? Zengin almak mı, ünlü olmak mı? Tüm dünyanın tanıdığı bir adam olmak mı?
– Yok ya, ilk hedefim, yaptığım işi en iyi şekilde yapmak ve müşteriye de bunu yansıtmaktı. Günaydın’da çalışırken, “Ben dünya markası olacağım!” diye bir hedefim yoktu.

40305_8.jpg

Ferit Şahenk’e değin dünya markası hayallerin yoktu yani…
– Evet. Günaydın’a girdikten 7-8 sene sonra kardeşlerimle beraber bir şeyler yapmak istemiştik. Elimizde bir değerimiz vardı fakat sermayemiz olmadığı için beceremedik. Fakat 2010’da Nusret’i kurduktan daha sonra, “İstanbul’un en iyisi olmak!” diye bir hedefim vardı. Sonra zaten Ferit Abi’yle yollarımız kesişti ve gerisi geldi…

Bu işte başarının olmazsa olmazları neler?
– İnsan ilişkileri. Hissi zekân gelişmiş olacak, empati yapabileceksin. Müşterine özel hissettireceksin. Herif olarak sen bir yere gittiğinde kendini özel hissetmek istemiyor musun? İstiyorsun. Sana isminle hitap edilmesini istiyorsun. Neyi nasıl sevdiğini bilmelerini istiyorsun… Her seferinde yeniden yeniden anlatmak istemiyorsun, sana evine gelmiş gibi davranılsın istiyorsun…

40305_9.jpg

Sen de bunların hepsini yapıyor musun?
– Tabii. Ne yer, ne içer, ne sever ya da nasıl pişmiş sever bunların hepsini bir şekilde aklımda tutuyorum ki, geldiğinde, “Ahmet Bey, güzel geldiniz!” dediğim süre, misafirlerinin yanına onore olsun…

Uyarı ettim, otelde herkese “Merhaba” diyorsun. Tüm çalışanlar seni seviyor. Kimi görsen sohbet ediyorsun, kapıdaki adamdan bell irtifa çocuğu değin…
– Bunu taktik olarak değil, içimden geldiği için yapıyorum. Karakterim bu. Lakin bunun işime fazla faydası var. İnsan seven bir adamım ben…

40305_10.jpg

Niye bu değin çok yerde lokanta açıyorsunuz?
– Çünkü bir nokta geliyor, sen, istemesen de büyüyorsun. Diyorum ya, Türkiye’nin dünyada markalaşmış restoranı almak istiyorum. Nasıl dünyanın her yerinde İtalyan restoranları var. Fantastik bir Türk mutfağımız olmasına rağmen, markalaşmış bir restoranımız yok. Ben onu yerine getirmek istiyorum işte. Seni marka yapacak, büyütecek, önünü açacak yerler de belirli. İstanbul’da oldu, Dubai’de oldu, acilen sırada Londra ve New York var…

Peki sen ballı mısın? Şansın destek ettiğini de düşünüyor musun?
– Baht var natürel ki. Şansa inanıyorum. Fakat ahali, kendi şansını kendisi yaratır. Sen burada otururken, havadan, “Şanslıyım!” diyebilir misin? Başarılı olma şansın var mı? Oturarak başarıya ulaşan tek varlık tavuk! Ben sabahtan 7’de başlıyorum hayata. Bir saat sporum var, kendime ayırdığım zaman. Gerisi en ince ayrıntısına kadar iş, gece saat 1’de hâlâ restoranda görürsün beni…

40305_11.jpg

Sen gerçekten et seçiyorsun, kesiyorsun, pişiriyorsun, servis ediyorsun, masa masa dolaşıyorsun, şov yapıyorsun, sosyal medyada paylaşıyorsun, kendi restoranının dahası tanıtımını yapıyorsun…
– Tıpkı böylece! Bu bir iş değil bundan böyle, benim hayatım. Benim diğer hayatım da yok. A’dan Z’ye her şeyiyle ilgileniyorum. Şu esas dek açmış olduğumuz restoranların hiçbirinde ne PR, ne tanıtım, ne de açılış yaptık. Sadece 2010’da yeni yere taşındığımızda ufak parti tarzında bir şey yapmıştık. Onun açık havada her şeyi kendim yapıyorum.

Ferit Şahenk’le iki taraflı olmasaydın bu değin seri ve tez büyüyebilir miydin?
– Benim bu hayatta üç tane şansım oldu. Ama ben de çok iyi değerlendirdim. Birincisi, Cüneyt Asan. Benim ustam. Onun yanında yetişmemiş olsaydım, bugün burada olamazdım. Kendisine fazla teşekkürler. İkincisi şansım, Mithat Erdem. İyi ama ortak olmuşuz. Beraber bir yola çıkmışız. Birbirimizi tamamlamışız. Üçüncüsü de Ferit Şahenk. Bana güvendi ve takviye oldu. Bugünlere geldik…

40305_12.jpg

Etiler Nispetiye’deki Venüs Pastanesi’ni satın almışsın. Yeni yatırımın mı?
– Evet. 40-50 takvim bir gelenek Venüs, kendine has bir kültürü var. Her Zaman sevdiğim bir yerdi…

Ne yapmayı düşünüyorsun?
– bir defa lokasyon fantastik, güzel bir randevulaşma noktası. Kafamdaki, pastane olarak kalması. Lakin İtalya ve Fransa’daki örnekleri gibi, tarzı olan özel bir yere dönüştürmek istiyorum. Sabahtan kahvaltısı da yapabileceksin, akşam 5 çayı da içebileceksin ama şampanya da. Belki geceleri caz çalacak. Puronu, şarabını içebileceksin.

40305_13.jpg

Sadece sosyal medya fenomenliği beni kesmez! Ben Türkiye’nin bir dünya markası almak istiyorum. İstanbul’da başardım, Dubai’de başardım, sırada Londra ve New York var…

Senin buluş ettiğin, imzan haline gelen et türleri neler?
– Birincisi spagetti, ikincisi lokum, üçüncüsü kafes, dördüncüsü Nusret spesiyal. Beşincisi ise Asado. Bunlar benim pişirme tekniklerimle, benim koymuş olduğum isimler.

Taklit ediyorlar mı seni?
– Etmeye çalışan arkadaşlar var natürel. Olabilir, bir yerden ilham alacaklar.

40305_14.jpg

Sen ete ne icat getirdin?
– İnsanların yeme kültürünü ve ete olan bakışını değiştirdim. Hayatımızda et tekrar tekrar vardı. Fakat vaktiyle eti dinlendirerek bu şekilde yemezdik. Yani içi pembe ve sulu fazla fazla isteyen veya yiyen yoktu. Yapmış olduğumuz sunumlarla, pişirme şeklimizle, servisimizle yeme kültürünü değiştirdik.

Seninle alay ediliyor gibi hissettiğin oluyor mu?
– Yaptıklarımı natürel oysa değerlendirenler olacak. Canları sağ olsun.

Aramak istiyorum ki, tamamlanmış başlıca haberlerde ya da dünya çapındaki talk show’larda senden laf edildi ama “Alay ediyor bunlar benimle!” diye komplekse kapıldın mı?
– Hayır, hiç. Ben kendimden bu değin söz ettirmeyi galibiyet olarak kabul ediyorum. Lakin herkes benim gibi düşünmek zorunda yok. Hiç takılmıyorum her zaman devam ediyorum. Değişik türlü, “O ne dedi?”, “Bu ne dedi?”yle uğraşırsam yanmışım.

40305_15.jpg

Seni kibirli, küstah, kendini beğenmiş bulanlar var, ne diyeceksin?
– Valla ne diyeyim? Ne desem kendimi savunmuş olacağım. İnsanlar ya gördükleri fotoğraflarla, izledikleri videolarla ya da bir şekilde kulaktan dolma şeylerle beni değerlendiriyorlar. Olabilir, onların tasarrufu. Lakin beni tanıdıktan daha sonra düşünceleri değişiyor.

Instagram’a koyduğun videolar inanılır gibi yok. “Bu adam çok yaratıcı!” diyen de var, feci gıcık olan da…

– Normali de bu zaten. Cümbür Cemaat bizi sevmez. Nefret edenler de olacak. Olmalı da. Cümbür Cemaat seviyorsa, bir sorun var, bir yalan var. Sosyal medyanın, insanların hayatlarının bir parçası olduğunu gördüm. Bir arkadaşımdan rica ettim, açtı. Önce ünlülerle alt yanlamasına fotoğraf koyuyordum, kesmedi beni. Öbür bir şey yerine getirmek istedim. “O dedi ancak…”lere başladım. İlgi görür görmez geliştirdim. Ben de eğleniyorum, bunu da iş gibi görmüyorum…

40305_16.jpg

Dubai zor değil mi?
– Dubai, yiyecek-meşrubat sektörü için dünyanın en kuvvet pazarlarından biri. koskocoman dünya markaları var. Diğer Taraftan, Michelin yıldızlı restoranlar var.

Sen peki nasıl irtibat kuruyorsun? çok iyi İngilizce de konuşamıyorsun, nasıl sağladın bu ilişkileri?
– Ben eti konuşturuyorum! Çünkü sıcakkanlıyım, ahali beni kibirli zannediyorlar ya, bütün aksine alçakgönüllüyüm, “Brother” (Kardeşim) diye sarılıyorlar bana.

Dubai’de etin kurallarını değiştirdiğin içten mu?
– Içten. Biz etimizi İstanbul’dan getiriyoruz. Domatesimizi, sebzemizi ve diğer her şeyimizi.

40305_17.jpg

Dubai Emiri Şeyh Muhammed de müşterilerin aralarında, öyle mi?
– Evet. Sağ olsun bizi çok seviyor, çoğu kez geliyor. Gittiği restoranların hepsinde 15-20 dakika oturur en fazla. Fakat bize geldiğinde bir buçuk-iki saat kaldığı oluyor.

Oğlu da geliyor mu?
– O da geliyor. Ailesinin hepsi geldi. Abu Dabi’nin şeyhi de aynı şekilde. Hatta sarayına servis yapmışlığımız da var

40305_18.jpg

Restoranlarındaki ekipleri sen mi kuruyorsun?
– Evet. Garsonundan komisine, kasiyerinden barmenine dek tek tek hepsini ben. Hepsi asgari benim değin işine düşkün. İyi maaş alıyorlar, jakuzili villada yaşıyorlar. Fakat onların da bütün hayatı meslek. Diğer türlü olamaz.

Alıştırma arkadaşlarında en çok neye uyarı ediyorsun?
– Öncelikle işi mükemmel bilmeyebilirler. Bunun önemi değil, yeter ki heyecan duysunlar.

40305_19.jpg

İnsan yetiştiriyor musun? Yoksa bildiklerini giz olarak mı saklıyorsun?
– Bir tane Nusret var fakat 8-10 tane restoranımız var. Her yere yetişme şansım değil. Sağlam, bilgili, kuvvetli arkadaşlarımız olursa benim işim hafifler, daha başarılı oluruz. Tabii fakat öğretiyorum.

Neden hâlâ masa masa dolaşıyorsun?
– Çünkü biliyorum oysa bu işte, “Ben yaptım oldu” diye bir şey değil. Hizmet sektörü diğer şeye ayrı. 364 gün çok güzel yemek çıkarırsın, fazla güzel servis yaparsın. Bir gün moralin bozuktur, bir şey olmuştur, halk müziği sana der ama, “Nusret hiç beğenmedim. Sen bozmuşsun!” 364 günün hepsi çöpe gider o bir gün yüzünden.

40305_20.jpg

Paylaşımlarını fazla itici bulanlar var. Kadınları aşağıladığını düşünüyorlar. Eti tokatlamalar filan hoşlarına gitmiyor. Ne diyeceksin?
– Herkesin hoşuna gidecek şeyler yapma şansım değil. Başarımızı alkışlayan da var, bizi yerin dibine batıran da. Herkes kabulümüz.

Bu seni rahatsız etmiyor yani…
– O videolar bir nesil mizah. Eti rencide etmek için yaptığım bir şey değil. İçimden geldiği gibi davranıyorum. “muhalif ne diyecek?” diye düşünmüyorum.

40305_21.jpg

Kadınları aşağıladığını söyleyenlere cevabın ne?
– Olur mu pek şey! Kadınlar başımızın tacı.

O videolarla, etin erotizmini yaptığını da söylüyorlar. Buna ne diyeceksin?
– Ben ete olan sevgimi gösteriyorum. Erotizm demeyelim de, ete olan aşkım, işime olan sevgim, heyecanım… Kesiyorum, pişiriyorum. Hatta sarılıyorum.

40305_22.jpg

“Tommy Hilfiger’dan bir tişört bile alamadığım günler fazla uzaktan yok. Derhal ise sahibiyle yan yandan fotoğraf çektirebiliyorum. Fazla şükür” diyen bir paylaşımını gördüm.
– Evet, dürüst. bir zamanlar kapısının önünden geçemezken, bir tişörtünü bile alamazken hemen sahibiyle arkadaşız. Beni takdir ediyor, yemeklerimi beğeniyor. Ben mutlu olmayayım kim olsun?

40305_23.jpg

Pahalıya mı satıyorsun eti sen? Niçin kesintisiz şikâyet ediyorlar “Fazla pahalı!” diye?
– Doğrusu pahalıya satmıyoruz. 100 liraya da çıkabilirsin, 5 bin liraya da. Bu, yediklerinle içtiklerinle alakalı.

O tuzlama hareketi nasıl çıktı?
– Kendiliğinden oldu gerçekte. Hakiki bir hareket o, hava olsun diye üretilmiş bir şey değil. Bir imza. Benim imzam. Tablo yapıyorsun, tabloya son dokunuş gibi düşün. Ete de son dokunuş, eti kutsuyorum.

40305_24.jpg

By Admin

https://escortantalya.xyz bursa escort/ antalya escort/ antalya escort antalya escort