Adalet sosyal medyaya kaldı ne acayip! O zamanlar sosyal ağ...

Nereden geldi aklınıza Bergen’i kâğıda dökmek?

Yaşam Öyküsü yazmak defalarca ilgimi çekmiştir. Daha önce de Halide Edib Adıvar’ın ve Walt Disney’in biyografisini yazdım. Reel yaşamları arşivlere taşımayı değerli buluyorum. Uzun zamandır Bergen’in hayatıyla ilgili haberler çıkıyordu karşıma. Okudukça ve araştırdıkça Bergen’in hayatının içinde buldum kendimi. Reel kadın hikayeleri daima ilgimi çekmiştir. İlk romanım ‘Lekeli Beyaz’ ve son romanım ‘Fatima’ da hakiki olaylardan kurgulandı. Bergen’in hayatını da yazmaya değerinde buldum, Çünkü “Yok bundan böyle!” dedirtecek dek zorlu bir hayat.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Atatürk Kitaplığı’nda geçti günlerim. Gazete arşivlerini ve röportajlarını taradım. Bergen’in hayran sayfalarından çok faydalandım. Bunları kitabın sonunda kaynakça bölümünde belirttim. Aileden kimseyle görüşmedim, zira onların acılarını gün yüzüne dışında tutmak istemedim. Bergen, hayatını pek ortada yaşayan ama her türlü belgeye arşivleri tarayarak ulaşabiliyorsunuz. Yalnızca ‘Artist Bergen’in duygusu eksikti. Onu da evinde kaldığı bir gazeteci arkadaşı, çok yakın olduğu vokalisti ve yakın arkadaşları anlattı. Tümü de yıllar geçmesine rağmen o günleri yaşarcasına gözyaşı döktü.

Bergen’i keza çok sevdim keza de ona çok kızdım

5fc29b2f66a97cbc32e3acf2

Yaşadığı zor hayatı yazarken siz neler hissettiniz?

Bergen’den önce yazdığım ‘Fatima’, mülteci hikayesi olduğu için psikolojimi hayli zorlamıştı. Gerisinde Bergen’i kâğıda dökmek, ruhumda derin yaralar açılmasına sebep oldu. İçim söküldü. Ara Sıra onu fazla sevdim, ara sıra de fazla kızdım ama en önemlisi onu doğrusu anlayabilmek için çok çabaladım. Bayan kadının halinden anlar, dedim lakin beynimin uyuştuğu yerler oldu. Hâlâ etkisinden kurtulduğum söylenemez.

İlk aşık olduğu adam tecavüz etti, son aşık olduğu adam ise onu öldürdü

Sizce bir insan bu zulmü kendine nasıl reva görür?

Küçücük yaştayken annesiyle babası bölünmüş ve annesiyle Mersin’den ayrılıp Ankara’ya yerleşmişler. Belli Başlı-kız zorlu bir yaşam mücadelesi vermiş. Ola Ki de yaşadığı olumsuz şartlar Bergen’in dinç düşünmesinin önüne perde çekti. İlk aşık olduğu adam ona tecavüz etti, son aşık olduğu adam ise onu öldürdü. Arada yediği dayaklar, üstünde söndürülen sigaralar, kırılan çenesi… Bunca darbeden sonradan nasıl sağlam kalır oysa insan? Bir gün ayarları bozulur doğal olarak. Belki bir psikolog desteği alsaydı hayata daha farklı tutunabilirdi.

İnsan hayatı boyunca kaderine ne dek teslim oluyor veya kaderinin ne kadarını kendisi yazıyor sizce?

Bergen kaderci biri olmuş daima, “Bu benim kaderim” diye boyun eğmiş. Adamdan hiç korkmamış zaten. Adam bir vurduysa Bergen tekme tokat karşılık verirmiş. Ama kaderine razı almak adına zeka bu kadar şiddete itaat etmek bile onun içinde keşfedemediği gücünü gösteriyor. Benim bu hikayede en fazla sorduğum soru: Annesi, konservatuvara dereceyle girmiş olan kızının okulu bırakmasına niçin izin vermiş?

Bergen’in milletlerarası bir sanatçı olma olasılığı cinayete kurban gitmesinden daha yüksekti

Peki, onun hayatının hangi kesitinden daha fazla etkilendiniz? En

çok konservatuvara gittiği yıllarda takılı kaldım. Keşke imkanı olsaydı da okuluna devam edebilseydi. Düşünsenize, mezun olabilseydi ola ki de yurt dışından bir burs alıp eğitimine devam edebilirdi. Şu Anda mezarda olan o hoş bayan, milletlerarası bir sanatçımız olabilirdi. Bu, onun cinayete kurban gitmesinden fazla daha yüksek bir olasılıktı. Yoksuluna okuma şansını yaklaşık olarak hiç tanımayan canım ülkemin şartları ve bu şartların oluşumunda rol oynayan iktidarlar da sebebidir Bergen’in… Büyük bir yeteneği göz kadar tarafından feda etmişiz.

Bize Bergen’in bilinmez yönlerinden bahseder misiniz?

En yakın arkadaşlarından dinlediğim ve çok sevdiğim yönlerini var. Bergen’in en sevdiği yemek yemek, ekmek arası haşlanmış yumurta ve yeşil soğanlı sandviçmiş. Meşhurken bile gazete kağıdının üstünde yemek yemek yiyebilecek dek doğalmış. Hiçbir zaman lafını esirgemeyen, dobra bir kadınmış.

Kezzap olayından sonradan adamı affetmesine bir türlü amaç veremiyorum. Aşkın tanımında buna yer yoktur diye düşünüyorum.

Bergen’in yaşadıklarından sonradan normal kararlar vermesi beklenemez elbet. Sahiplenilmek, bu hastalıklı duygu bir yanlamasına hoşuna gitmiş, oyun gibi hemen hemen… Oysa bu oyundan kurtulamayacağını anladığında fazla geç kalmış. Hep bir ailesinin, çocukları olmasının hayalini kurmuş. Bunun için Mersin’de ev alıp gönlünce döşemiş. Böyle çalkantılı bir yaşam yaşamış bir kadının içindeki gel-gitleri anlayabilmek hiç kolay değil. O, ola ki de varsayım ettiği sondan kaçamayacağını düşünüyor ve buna razı geliyor. Bu duruma da “Kader” diyerek kendini avutuyor. Olur Ya de ona öğretilen tek reel bu!

Gabriel Garcia Marquez, ‘Kırmızı Pazartesi’ romanında, herkesin işleneceğini bildiği lakin kimsenin müdahale etmediği bir cinayeti anlatır. Bergen’in hikayesini de birazcık buna benzetiyorum.

Maalesef o kadar! Benim içimi en fazla acıtan da bu oldu. Çoğalarak çoğalan, durmak bilmeyen şiddetin bir sonu olacağını da en iyi Bergen biliyor. Ölümün but sesleri o kadar yakınında lakin Bergen dahil kimse durumu başkalaştırmak için çabalamamış.

Bergen öldüğünde bir milletvekili bile çıkıp, “Bu kadına sahip çıkalım” dememiş

Peki, Bergen’in katili Halis Bağımsızlık hemen ne yapıyor?

Yıllar sonra verdiği bir röportajda şöyle demiş: Beni Türkiye’de kimse yakalayamaz. İki gün Adana’da kaldıktan sonradan Suriye’ye oradan da Beyrut’a geçtim. Hiç uğraşmayın, beni yakalayamazsınız. sonra Almanya’da ihbar üstüne yakaladı.12 Mart 1992 tarihinde çıkarıldığı mahkemede Bir yıl üç ay hüküm giydi. Süre aşımı, Almanya’daki mahkumiyet süresi gibi hafifletici sebeplerle yedi aylık bir mahkumiyetle hür kaldı. O zamanlarda bir milletvekili bile bu konuyu gündemde tutup “Bu kadına sahip çıkalım” dememiş. O zamanlar sosyal ağ olsaydı kanı yerde kalmaz, mezarında kemikleri sızlamazdı. Hak, sosyal medyaya kaldı, ne garip! Halis Özgür, 2018’de dört çocuğa cinsel istismardan tutuklanmış. Sonrası ne oldu, bilmiyorum fakat emin özgür bırakılmıştır.

Bergen için “Gözü Kara ve korkusuz biri” demişsiniz ama ben yine de sizin değin cesur bir bayan portresi göremiyorum ve kendini koruyamadığı için Bergen’e kızmaktan kendimi alamıyorum.

Kendi haklı nedenlerinizle ve özgürlük iradenizle Bergen’e kızabilirsiniz, bunu anlayabiliyorum. Ancak ben, yoksulluktan doğan cahilliği mazur görebiliyorum. Yedi yaşa kadar aileden edinilen travmalar maalesef ki büyük hasarlara sebebiyet verebiliyor. Önünüze sunulan hayatın ötesine gidemiyorsunuz. Büyürken de bu travmalarla büyüyorsunuz. Kendine yaşattıklarının cezasını yeniden kendi çekiyor insan; ne yaparsa kendine yapıyor. Bergen’in adi davranmadığını kabul etsem de yargılamadan yazmak istedim; onun huzurlu uyuması için küçük bir katkıydı benimki fakat rüyalarıma giren Bergen daima büyük konser salonlarında piyano veya viyolonsel çalan Bergen oldu. Keşke okuluna devam edebilseydi…

Bergen kendini biçare hissetmeseydi acilen hayatta olabilirdi

Kitabın adı ‘Katiline Aşık Bir Bayan?’ azıcık sorunlu bir tercih değil mi sizce? İnsan nasıl olur da katiline aşık olabilir?

Kitap isminden süre kipi anlaşılmıyor ama Bergen, gelecekteki katiline başlarda aşıkmış. Adana’da ona destek etti diye “Minnetten doğan bir aşk” diye açıklıyor kendisi. Ama fazla vakit geçmeden adamın nasıl biri olduğunu anlıyor ve tehditlerle dolu geçiyor hayatı. Öleceğini de fazla önceden hissediyor. Bir röportajında “Nasıl olsa ben bittim, bari ailem kurtulsun” diyor. Ailesine bir şey olacak korkusuna tutsak olmuş. Kendini biçare hissetmeseydi acilen hayatta olabilirdi. Zaten adamı reel bir aşkla sevseydi hayatında diğer ilişkilerin yeri olmazdı.

Erkek şiddeti hakkındaki görüşleriniz, Bergen’in yaşadıklarına yakından tanık olunca hangi boyuta ulaştı?

Bayan cinayetlerinin işlenmediği bir gün geçiremez olduk. Duyduğumuz kadarını biliyoruz. Kapalı kapılar ardında neler yaşandığını bilmiyoruz. Erkek şiddeti evrensel bir olay haline geldi. Ve bu şiddeti işleyenler nasıl da unutuyorlar, onları doğuranın da bir kadın olduğunu. Araştırmalara tarafından en çok görülen baskı biçimi aile içi şiddettir ve kadına veya çocuğa erkek göre uygulanır. Bu çalışmalar erkek şiddetinin yaygınlığını, kadının bu zulme maruz kaldığında nasıl destek alması gerektiği konusundaki bilgisizliğini ve korkuya dayalı çaresizliğini göstermektedir.

Ama Bergen, ne bilgisizdi, ne de çaresiz!

Belki de Farabi’nin dediği gibi; Bergen de kendi hakikatinin önündeki engel olmuştur…

By Admin

https://escortantalya.xyz bursa escort/ antalya escort/ antalya escort antalya escort